yalnız renk...

17/4/2008 -Kategori: yazilarim

Aşka tarif ettirmeli yalnızlığı.Sevdanın karanlığı,

yürek burkan ayrılığı.Aşk dediğin nedir ki zaten;

üç harfe sığmayan,tarifi mümkün olmayan, her

yürekte farklı bir renge bürünen,deli dolu bir alem.

 

Yüreğimin yalnızlığını,savursun rüzgarlar. Ne yal-

nızlıklar besledi bu yürek, ne karalar takındı, ne

acılar içti.Belli ettirmedi rengini, lakin içi kapkaraydı.

Aşka kara sevdalıydı. Sevemedi, ne beyazı,

ne maviyi, ne de kırmızıyı.İllaki de, kara sevdalıydı.

 

Aramadım, ne ayı,ne güneşi ne de yıldızı.

Gönüllerde sade siyahı. Kapansın yalnızlığım,

çekin perdeleri,yazılsın kara yazım.

 

Umutsuz değilim,gonca açmamış yürekler;

hazan mevsimindeyim.Gelecek baharım,

dönecek kara bahtım.Elbet gündönümü bizi de

bulacak. Geçip; ince,uzun, 'kara' yolu.

 

Zamansız ayrılıklar, susturur dilleri.

Susmasın yalnızlığımın çığlığı.Yankılansın

dağlarda,ses versin yalnızlığa.

 

Susuz açmış güllerim.Kararmış taç yapraklar.

Yürek kaktüsleri, batmasın sevgilere.Acıtmasın,

ağlatmasın çiğ tanesi sevgiler.

 

Çöl çiçeğim...Bir kum tanesine inat

büyümekteyim. Çöl yalnızlığına gebeyim.

Bir sevda esintisine, geceden beklemedeyim.

Serap olmuş kucaklar, bir o yana,bir bu yana

yürümekteyim.

 

Yaslı kucaklar,hüzün kucağıyla beni sarıp

sarmalar. Avuçlarında, hüzün  ve ayrılık tohumu,

belleğimde üç beş kırıntı sevgi; yetinmeli mi

yoksa dilenmeli mi?.

 

Kanat çırpıp yedi kat göğe...Uçmalıyım!..

Tek kanada inat, sevgi taşımalıyım.

Sade bana değil,yürek taşıyan her bedene.

Bugün olmazsa bile,günün birinde elbette...

 

Gökben Dıvarcı

16/04/2008

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

mevlana...

5/4/2008 -Kategori: yazilarim

Mest etti ruhi canın,

Esti eteği,dergahın.

Vaveyla eder sensiz canım,

Leyli Şems sustu,efkarım

Ahu-zar eder mekanın

Neyleyim, neysiz,semasız hanın

Ağlatır firakın,cananım.

 

Cevherim,Pir'i sultanım,

Erdi vuslata,bekalım.

Lal oldu dilleri,görünce sevgili,

Aşk şerbeti içti,kendinden geçti.

Levni döndü,gülü sevdası

Erenler; hamdı,pişti,yandı.

Dost eyler, zikri maverası.

Dervişler, cennet rayihası

 İnciler saçtı,Mesnevi-Mektubatı,

 Ney sesi,gülistanı..

 

Rabıtası, inşirahı,

Umum güzellikte,kubbealtı.

Mevlanası,Şems Tebrizi,

İlhak etti, Şebiarusu...

 

Gökben Dıvarcı

05/04/2008

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

örtünme

5/2/2008 -Kategori: yazilarim

              Görmek mi? Görünmek mi?...

Gelecek asi günlerin habercisiydi,belki de...

Yasaklanmış bir meyvanın günahından biçilmiş bir ceza.

Adem'le, Havva'nın malum davası.Bu günahın neticesi,

birbirlerinin görmediği, gösterilmediği bedenleri.

Bir günah setr edilmiş şeyleri açığa vurmaya yetiyor.

O günden bu zamana sayısız günah işlendiği aşikar.

Her günahın bir bedeli var elbette.Örtünüp, örtünmeme

meselesi bu süreçle birlikte başladı diyebiliriz.

İnsan bedeni ki  örtünmeye muhtaç.

Bizleri hayvandan ayıran nedenlerin sadece birisi.

Zannederim ki, her günah bir yerimizi açığa vuruyor.

Bu açıklar çoğaldıkça her şeyde olduğu gibi

bu da normlaşıyor. Modernleşme uğruna verilen

tavizler, insanlığı 'Moda hastalığına' yakalatmıştır.

Bu hastalık insanı öldürmüyor,ama tabiri caizse

süründürüyor.Yan etkileri sayılamayacak kadar çok.

Reçete olmayacak kadar vebalı bir virüs. İnsanı yabancılaştıran,yabanileştiren,debresif kılan,

uğrunda insanlığımızdan ödün verdiren.....v.s.

gibi bir dolu etkiler sayılabilir.

 

Kadının kendini beğendirme iç güdüsü,

karşı cinsin dikkatini çekme çabası bu hastalığa

kolaylıkla yakalanmasına sebep.

Bu durum kadınların, kılıktan kılığa geçmelerine

neden oluyor.Erkeğinde,tabiki "en güzele" sahip

olma arzusunun var olması, fiziki olarak kadını hep,

daha güzel olmaya iteliyor. Bu iki nefsi tuzak,

insanı korkunç bir karanlığa kilitliyor.

 

Yaratıcı,dileseydi, her türlü şarta uygun bir beden,

örtünmeye ihtiyacı olmayan, sıcak-soğuktan

etkilenmeyen bir insan yaratabilirdi.

Gelin görün ki, büyük nimetmiş ki, türlü-türlü,

renk-renk, kılıfları bedenimize uydurabiliyoruz.

 

Kıyafetin moderniy(miş), kısa..,kısa..,en kısa...

Çağdaşlık(mış), şeffaflık ve transparan.

Gericilik diye nitelendirdikleri örtünme,

 layıkıyla yapılıyorsa, varsın gericilik olsun.

İnsanın edep yerlerini örtmeleri ne kadar

gericilikse bende o derece gericiyim.

Varsın 'çağdaş' vasfına layık olmayım.

Varsın çağın gerisinde yaşayım.

1,5 metrelik kumaş beni ileriye taşımayacaksa,

yobazlaştıracaksa bırakın olayım...

Bedenimi örtüp,ört'meme tasarrufunu,

özgürlüğünü kimse çağdaşlık adına elimden

alamaz.!

 

Yapısı gereği, fiziki zaafla yaratılan kadının

örtünme isteği, türlü tacizlere set olması,

ona kalkan olması başlı başına bir gereksinim.

Olmazsa olmazların başında örtünme,

ardından gelen, bir derece fazla önem

arzeden, azgın nefsin örtünmesi.

Azmış nefsi örtmediğin,öldürmediğin sürece,

 istediğin kadar bedeni ört veya örtme...

 

İçi çürümüş bir portakalın kabuğunu

istetiğin kadar koru, kolla, parlat...

En gerekli yeri çürüttüğün sürece

kof bir durumla karşılaşman kaçınılmaz.

 

Dünyevi zaaflar tahammülsüzlüğü beraberinde

getiriyor.Örtüsüzün örtülüye, örtülününde

örtüsüzlere tahammülsüzlüğü, hoşgörüsüzlüğü,

bir sıcak savaştır, almış başını gidiyor.

İmtihan sırrı dedikleri bu olsa gerek.

Herkes kendi doğrusunun savaşçısı olmuş,

cenk meydanına koşuyor.

 

Hal bu ki, "doğru" tek doğrudur,

"gerçek" tek gerçektir. Beğenilsede,

beğenilmesede bu böyle.

 

Ünlü suf-i Mevlana'nın dediği gibi;

 "...Ya olduğun gibi görün,yada göründüğün gibi ol".

 

05/02/2008

Gökben Dıvarcı

gokbendivarci@hotmail.com   

 

 

 

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

elimi tut sadece...

4/2/2008 -Kategori: yazilarim

                   Elimi sımsıkı tut...

                  

                                        Bir durum anatomisi...

 

Yüreğimin çığlıklarını anlatsam duyar mısınız? Anlar mısınız?

Ne kadar yalnız ve kırılgan olduğumu...

Gecelerin tükenmez,günlerinse boş olduğunu...

Dolunay da aramıyorum artık,mehtaplı gecelerde.

Geceler ne siyahtır gözümde,nede yıldızlar parlak.

Ufalanmış yüreğim, hapsolmuş bedenime.

Dipsiz bir kuyuya atılmış belki de.

Yolum uzun yolum çilekeş.

Ömrün çilekeş saatleri geçmekte.

Hacer olmuş dilekler, İsmail'i dilenmekte.

Bu uğurda bir ileri bir geri gelinmekte.
Virane olmuş arzular peşinde koşmaktan

bitap olmuş ayaklar,ne ileri, ne de geri gidilmekte.

Lal olmuş sabaha uyanmışlığım.

 Dışarıda feryat edercesine uçuşan kuşlara inat,

yer sessiz, gök sessiz... Kıyamet mi kopmakta?

Anladım ki her şey, bir gölgeymiş  sadece.

Umman olmuş arzular, bırak dursun, bırak öylece.

Gel, yakalım gemileri sessizce.

Yaprak misali, rüzgar savurur dört bir yana.

Son bir yaprağım ben,tut dalımdan, bırakma öylece.

Yusuf kuyusuna düşmüşüm, Yakup’u beklemede.

Zindan olmuş yürekler, ömür çürütmede.

Bir rüya görsem, Züleyha da düşümde.

Aslı’mı bulmakmış vazife. Lakin Kerem terk

etti gitti, duruyorum sessizce.

Bıraksalar koşarım, belki de.

Düşsem de elimi tut sadece.

"Bir elime ayı, bir elime güneşi verseler"

davamdan vazgeçmem,demişti Peygamber.

Ebu Lehebler, Ebu Cehiller çoğaldı ey Nebi,

nefis uçurumundayım, elimi tut sadece.

Bahçemde ırmaklar akmaz olmuş.

Yolumdan kimse geçmez olmuş.

Göç etmiş her şey. Güneş bile Ay'a küsmüş.

Korkular vadisinde,elimi tut sadece.

Çölde ne bir serap, ne de bir diken...Yürüyorum

sadece. Beklesem kervan gelir mi sence?

Bu dünya umutlar dünyası, durma elimi tut sadece.

Yatlar, katlar, arabalar... Dört başı mamur bir hayat.

Mevki, makam,şöhret. Hayatın acısı ki, gel de seyret.

Saltanat vaat etseler de;İstemem,

elimi sımsıkı tut sadece…

 

04/02/2008

Gökben Dıvarcı

gokbendivarci@hotmail.com

 

 

 

 

                     

 

 

 

 

                     

Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

gözyaşı

28/1/2008 -Kategori: yazilarim

    

             Sırılsıklam gözyaşı...

Altı üstü, 'yaş' deyip geçmeyin.Hüzünlü

 akıveren gözyaşı,insanı teskin eder,

sızısını hafifletir,ani duygu patlamalarına

set olur.Duyguların doruğa ulaştığı anlarda,

yanağımıza damla damla akıveren doğal

bir süreç.

Sanırım onsuz hiçbir 'üzüntü' üzüntü değil,

hiçbir 'mutlulukta' mutluluk ,değildir.

 

İnsan,ağlayarak doğar.

Bu onun ilk çığlıklarıdır.

Şefkat kucağı arar,avaz avaz.

Büyüdükçe azalır ağlamalar.

O'nun için,ağlama,istediğini elde edene

kadardır.Bir silahtır gözünde çoğu zaman.

Yaş kemale erdiğinde,'erkek adam ağlamaz'

olmuştur.

'Kadın gibi sulugöz' değimi türemiştir.

Sanki ağlama,sadece kadın ve çocuğa

yakışır,gibi....

Gözyaşı dökemeyen,duygularını içine

akıtan insanlara üzülürüm.Neden mi?.

Gözyaşı; lavlarını boşaltan volkan gibi,

suyu sellercesine akıtan bulut gibi,

dalgalarını sahile vuran deniz gibidir.....

İnsanın iç fırtınalarını,öfkelerini,şoklarını

damla damla akıtıveren,iç dinginliği

sağlayan gözyaşının, bereketini,nimetini
düşünmek gerek.

Gözyaşıdır, insanın merhametini arttıran,

insani duygularını yansıtan.

 

Ağlayan bir çift göze fazla dayanamayız.

Tercüman oluverir, türlü duygularımıza.

Belki, geçmişten gelen bir dost, belki de

geleceğe ait bir dilek oluverir. Yada

mutluluk habercisidir kimi zaman.Ağlamak

sıradan bir durum değildir.Her seferinde

bir sebebi vardır.Güneşin en yakıcı anında

serin sulara dalmak,çiseleyen

yağmurun altındayürümek,çölde serap

görmek gibi bir şey...

Canım, fazlada sulu göz olmak iyi değil,

diyenleriniz olacak.Ama öyle değil.

İnsan sadece ağlamak için ağlayamaz ki.

Gözyaşı reflekstir, duygu dalgalanmalarında

kendi kendine oluşan bir tepkidir.

Yağmur suyunu, içinde daha fazla

taşıyamayan bulut,sağnak gibi

akıverir aniden.

Gözyaşı mutludurda bazen.

Sadece hüzün üzmez onu. 

Onunda 'mutluluk yaşı' olma hakkı

vardır.

Mutlulukta yürekte kabına sığmaz ve taşar.

Değilmidir ki,kabına sığmayan taşar ve akar...

 

Gözyaşımı toplasam okyanus olur,

Gözyaşımı toplasam,gökyüzüne yıldız olur,

Damla damla akıtsam yaşlarımı,ne olur?!

Hüzün olur,sızı olur,birde mutluluk olur...

 

28/01/2008

Gökben Dıvarcı

 

 

 

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
« Önceki -

MUCİZE ALEM

Kainat "OL" emriyle döner...

Son Yazılarım

Arkadaşlarım

Kategorilerim

Bağlantılarım


Designed by In Obscuro